Osmanlı Barışı

Yazar : İlber Ortaylı
Sayfa Sayısı : 240
Yayınevi : Timaş Yayınları

 

 

Daha önce bu sitede sizlere Nun MasallarıSerbest Piyasa ve Güvenlik ve Tatsız Bir Olay kitaplarını tanıtmıştım. Onlara da üzerilerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Gelelim bugünkü kitabımıza! 

Kitabımız 4 bölümden oluşuyor. Osmanlı Kimliği adlı ilk bölümde devlete ve topluma üstten (kuş bakışı) bir irdeleme yapılıyor. Tüm kitap boyunca sık sık rastlanan dün-bugün mukayesesine bu bölümde de yer veriliyor.

Mesela bazı insanlar var ki, ‘İçkiyi kaldıracağız’ diyor. İçkiyi toplumdan kaldıramazsın, insanların bir kısmı mutlaka içer. Osmanlı İmparatorluğu ‘nda da içki yasak değildir. Yasaklandığı devirler vardır ama bu durum tarih içinde mevziidir zaten.(s.74)

İkinci bölümde aile, gayrimüslimler ve saraylar gibi daha nokta atışı incelemeler vardır. Sn. Ortaylı, mercek tuttuğu konuları kendi düşüncesine evirmeye çalışmıyor; yalın, ayağı yere basan çıkarımlarını sağlam kaynaklarla destekliyor.

Osmanlılarda esnafın dışında fahişelerin, serserilerin ve dilencilerin bile örgütlendirilip başlarına bir kethüda tayin edildiğini, (mesela sele kethüdası dilencilerin başıydı) güvenlik görevlilerinin gözetimine bırakıldıklarını biliyoruz.(s. 109)

Belirtmeden geçemeyeceğim bir husus da kitabın yaklaşık yüzde beşlik bir bölümünün tarihçilerin daha rahat anlayabileceği şekilde (daha çok uzmanlığa yönelik ve terimsel bir dille) yazılmış olması. Ancak bunun da Osmanlı’nın kritiğini yaparken ifade edilmesi gereken hususlar olduğunu (nacizane) düşünmekteyiz.



Üçüncü bölümde, günümüze biraz daha yakın bir çerçeveden ‘tarihi temeliyle hukuk eğitimimiz ve adliye mesleğimiz’, ‘yozlaşma korkusu’ ile ‘toplumumuz ve siyasi partiler’ gibi konular (ayrıca ek iki başlık daha) ele alınıyor.
Son bölümde ise yine Osmanlı hakkında yazılmış beş kitabın birer ikişer sayfayla tanıtımı yapılıyor.

Yargı sistemi bilgisayar ağı kurmakla düzelmez. Bilgisayarlara kumanda edecek hukukçu beyinleri yetiştirmekle, hukukçuları ziyan olmaktan korumakla mümkün olur.(s.196)

Sn. Ortaylı, ittifakla takdir ettiğimiz bilgi ve gözlemi ile yalnızca eleştiri yapmıyor; yöntemler arz edip tavsiyelerde de bulunuyor.

“imdi mesele seçkin hukukçu yetiştirecek az öğrencili, bol imkanlı hukuk fakültelerini yaratmakta, genç hukukçuların maaş ve bursla eğitim sonrası da yetişmelerini devam ettirip seçkin hukukçu grupların doğmasını sağlamaktır. (s.196)

Kitapta yöneten yönetilen arasındaki ilişki ve seviyeye dair bilgi, yorum ve çıkarımlara bağışıklık kazanacak;hayranlık duyacaksınız.

Bir başka deyişle, idareyi denetleyen bir toplum, idareyi kendi dışında ve her şeye egemen bir iktidar olarak görmeme eğilimindedir. (s. 198)

Yorumlarını keskin gözlemleriyle birleştiren yazar okuyucuyu bilgi ile donatıp düşünce merakıyla buluşturuyor. Okur ister istemez edindiği bilgiyle kıyaslamalar yapıp kendi yorumlarını çıkarıyor.

Demokratik toplum dediğimiz şey, ne ‘Toplumu ben idare etmek zorundayım, her şey benden sorulsun’ diyen sabırsız birey ve kuruluşların toplumudur, ne de ‘Bana ne?’ diyen uyurgezer bir kitledir.(s.197)

Tüm bunların yanında yazarımızın hukuk eğitimine ve hukukçulara verdiği önemi takdirle karşılarken günümüze yönelik tavsiye ve telkinlerini hak vererek okuyacaksınız.


Osmanlı’dan kalma mektepler içinde arzulanan düzeye gelemeyen hukuk eğitimidir. Biner kişilik sınıflarda, lise mezunu 18 yaşındaki çocuklara hukuk öğretilemez. Bugün yapılacak şey, hukuk, tıp, mühendislik gibi yüksek eğitim kurumlarını az öğrenci, bol kütüphane, laboratuar ve burslarla seçkin öğretim kurumları haline getirmektir.(s.211)

Kıymetli yazarımız, dikkat edilmesi gereken ve maalesef zararlarına yakından tanıklık ettiğimiz toplumsal problemlerin neden ve çözümlerini de tarihsel analiz ile süzüyor, toparlıyor.

İdeolojik, kültürel propaganda ve telkinlere gene aynı şekilde karşı durmak gerekir. Büyük ailenin üç kuşağını bir arada gösteren elifba kitaplarından tutunuz, medyada, TV ‘de bu tip programlara, konferanslara ve telkinlere kadar her faaliyet denenmelidir. (s.72)

Yalnızca geçmişe mercek tutmuyor, tekerrür etmemesini umut ettiği eksikliklerin sonuçlarına da dikkat çekiyor.
Hikaye yahut roman kadar kolay yutulamayacak olsa da destekleyici ve besleyici bir vitamin hapı olduğu tartışmasızdır. 238 sayfalık kitabın 4 bölüm ile 28 alt başlığa bölünmesi sizlere ufak molalar verme imkanı da sağlayacaktır. Tavsiyemiz odur ki kaleminiz ve defteriniz yanınızda olsun. Zira tarihten emek emek toplanmış bilgi balı kıvamında ki mücevher ifadeleri kaçırmak istemezsiniz, değil mi? 🙂

Eh, insan değil mi sonuçta; kah büyük görünür kah küçük düşer; ama hep aynı toprağa gömülür. Ve yine insan bu; okumakla filizlenir, düşünmekle serpilir. Okumak ve düşünmek aşkına yine bir Elfida kapanışı yapalım:

Bir Elfida’nın zamanını feda edebileceği yegâne şey değil midir okumak? O zaman büyük hayaller ve sıcacık yudumlarla diyelim. Hürmetler, muhabbetler efendim…

 

Kitapmetre – En ucuza nereden alabilirim ? Tıkla
3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.