Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

var olmanın dayanılmaz hafifliği milan kundera kitap yorum özet
Bu yazıyı 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabını tanıtmadan önce şunları söylemek istiyorum: Bana göre bir kitap hakkında bir şeyler söyleyebilmek için ilk önce kitabın yazarı hakkında da az çok bilgi sahibi olmak gerekir. Kitapta bahsedilen olay yer zaman ve durumlar yazarın hayatından izler taşıyor ve verilmek isteneni bu izler sayesinde daha fazla özümseyebiliriz.

Milan Kundera(1929, Brno-Çekoslovakya); 2. Dünya Savaşı sonrası Komünist Partiye üye olmuş, 1948’de parti aleyhine faaliyetlerde bulunmaktan dolayı partiden çıkarılmış. 1956’da tekrar partiye girmiş ancak 1976’da tekrar çıkarılmış. Ünlü yazarlar ve sanatçılarla birlikte 1968’deki Rus işgalinden sonra Prag Müzik ve Sanatlar Akademisindeki görevinden uzaklaştırılmış. Kitapları yasaklanmış ve politik baskılara dayanamayarak Fransa’ya göç etmek zorunda kalmış. 1979’da yazdığı Gülüşün ve Unutuşun Kitabı yüzünden Çekoslovakya vatandaşlığından da çıkarılmıştır. Ve haliyle Milan Kundera’nın yaşamından izler kitaplarına yansımıştır. .Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği nde de bu izleri sık sık görürüz.

Gerçek insan iyiliği ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığıyla özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı onun merhametine bırakılmışlara davranışında gizlidir: Hayvanlara.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera

Kitapta beş ana karakter var. Aslında iki ana karakter var, diğerleri buna nazaran daha geri plandadır. Ama bunlar üzerinden de yazar çeşitli mesajlar vermeyi de es geçmemiş. İki ana karakterimiz Dr. Thomas ve Tereza. Diğer üç karakterimiz ise Ressam Sabina, onun tutkunu Franz, Thomas ile Tereza nın köpeği Karenin’dir -adı sık sık geçer-. Yazar, Karenin üzerinden okuyucuya hayvan sevgisini aşılamaya çalışmış. Hatta bir sözü var aklımda kalan: “Gerçek insan iyiliği ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığıyla özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı onun merhametine bırakılmışlara davranışında gizlidir: Hayvanlara.” adeta hayvan sevgisinin özünü okuyucunun zihnine çivilemek istemiş. Thomas ve Tereza’nın ilişkisiyle Sabina ve Franz arasındaki ilişkiyi anlatmasının yanı sıra yazar bu karakterler üzerinden arka planda Sovyet Rusya’nın 1968’de Çekoslovakyayı işgali, toplumun zihniyeti, toplumdaki iç çatışmayı karakterlerin ağzından yaşanmışlıklarla anlatmış.

Editör Notu : Reklamlara tıklayarak bize destek olabilirsiniz.

Thomas, insanın var olabilmesi için tüm bağlardan kurtulup hafiflemesi gerektiğine inanan hatta bu uğurda oğlundan uzaklaşmış, aşk ve cinselliğin birbirinden çok farklı kavramlar olduğunu düşünen bir karakter. Kimseye bağlanmak istemiyor -kimseye ve hiçbir şeye-. İnsanın ancak böyle hafifleyip huzurlu bir yaşam süreceğini düşünüyor.

Ressam Sabina da aşağı yukarı aynı yapıda, büyük zorunlu yürüyüşte istemeyerek bulunmuş ve bundan nefret ediyor. İhaneti yaşam biçimi olarak benimsemiş. Tereza annesinin baskısından kaçmış, kendi iç çatışmalarıyla boğuşuyor. Thomas’ı bulmuş , ona derin bir bağlılığı var. Franz ise Sabina’ya ve temsil ettiğini düşündüğü değerlere hayran, onu ölesiye seviyor.

Kundera bu karakterler üzerinden inanç, geleneksellik, varoluşçuluk, aile, aşk gibi kavramları karakterlerin gözünden ve onların yaşadıkları yaşamların faşist sol düzlemde nasıl hal aldığını anlatıyor. Kundera karakterlerin üzerinden dönemin politik yapısına da sık sık değiniyor hatta benim ilgimi çeken ve beni etkileyen kısımlar bu bölümler oldu.

Editör Notu : Reklamlara tıklayarak bize destek olabilirsiniz.

Romanda şöyle bir hikaye anlatılıyor: “Marksizm hocası şöyle bir sosyalist sanat kuramı geliştirmiş: Sovyet toplumu öyle ilerlemiştir ki, temel çelişki artık iyi ile kötü arasında değil iyi ve daha iyi arasındadır. Böylece temelden kabul edilemez olan her şey yalnızca öteki tarafta -Amerika’da- var olabilir. Ve oradan yalnızca dışarıdan yabancı bir şey olarak, bir casus olarak örneğin, iyi ve daha iyinin dünyasına sızabilir.” Bu kesit dönemin zihniyetine ışık tutmaktadır. Kundera bu kesitte politikacıların insanların gözünü boyayarak ülkenin en iyi ülke, sosyalizmin en iyi düzen olduğunu insanların zihnine nasıl empoze ettiğini dönemin analizini yaparak gözler önüne sermiştir. Sosyalizmin politikacılar tarafından insanların zihninde iyi ve daha iyinin dünyası olarak yer edinmesi sağlanmış.

Ve yine bu kitapta öğrendiğim bir kavram Kitch kavramıdır. Kitch’i-aslında var olan şeyin aşağılık bir kopyasıgösteriş için yapılan her şey, gösteriş budalalığı, göz boyama diye birçok şekilde tanımlayabiliriz. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabında da politikacıların Kitch’i nasıl kullandığı anlatılmış.

İnsanların yeryüzündeki kardeşliği ancak Kitch temeli üzerine kurulabilir ve bunu en iyi bilen de politikacılardır. Açıkta bir fotoğraf makinesi mi gördüler? Hemen en yakın çocuğun yanına koşar, havaya kaldırır yanağından öperler. Kitch bütün politikacıların, bütün politik partilerin ve hareketlerin estetik ülküsüdür.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera

Einmal ist keinmal, bir kere olan bir şey, hiç olmamış demektir.

“Ne Çeklerin tarihi ne de Avrupa’nın tarihi bir kere daha yinelenecek. Çeklerin ve Avrupa’nın tarihi insanların talihsiz deneyimsizliğinin kaleminden çıkma bir çift karalamadır.” demiş yazar ve tarih için ‘İnsan yaşamları kadar hafiftir; dayanılmaz derecede hafiftir bir tüy kadar, yukarı doğru süzülüp havaya karışan bir toz, yarın var olmayacak herhangi bir şey kadar hafif.’ demiş.

Benim ilgimi çeken bir kısmı daha yazacağım ve merak etmeyin bu son kısım. 🙂

Thomas üzerinden yazar kendisi ve haksızlığa uğrayan, dönemin zihniyetinin tokadını yemişler için bir çatışma sunuyor. Thomas, romanda bir hikaye okuyor daha doğrusu bir kitap: Sophokles’in kitabı Kral Oidipus. Kitapta Kral Oidipus’un hikayesi anlatılıyor. Kısaca özet geçeyim: Kral Oidipus babasıyla savaşmak zorunda kalıyor, onu öldürüyor ve annesiyle evleniyor. Ne babasının babası ne de annesinin annesi olduğunu biliyor. Oidipus annesinin yatağına giriyor bilmeden ve olup bitenin farkına varınca kendini suçsuz saymıyor. Bilmeyerek neden olduğu felaketleri görmeye dayanamadığı için gözlerini kör ediyor ve o kör haliyle Tebai’den çıkıp gidiyor.

Thomas özelinde Kundera, devrim sonrası Rusya’sında işlenen ve hala işlenmekte olan korkunç suçları işleyen ve bunu bilmeden yaptıklarını söyleyen komünistler için halk için şunları düşünüyor: “Yaşanan acımasızca olaylardan habersiz olan komünistler vardı elbette” diyor, ancak bu suçlanan komünistler: “Biz bilemedik, aldatıldık. Bizler gerçekten inananlardandık. Yüreğimizin derinliklerinde hala masumuz.” dediklerinde şunları söylüyor Kundera: “Ama diyordu Thomas, kendi kendine haberli ya da habersiz olmaları değil asıl sorun; asıl sorun insanın habersiz olduğu için masum sayılıp sayılmayacağı. Tahta çıkmış bir budala, sırf budala olduğu için bütün sorumluluklardan arınmış mı demektir?” Ve şunları söylüyor sonra “Yaptıklarınızı görmeye nasıl dayanıyorsunuz? Nasıl oluyor da dehşete kapılmıyorsunuz? Gözünüz olsaydı, gözünüzü kör eder, Tebai’den çıkar giderdiniz.

Süleyman Yalım
Misafir Yazar

KitabınaBak – Bu kitabı en ucuza nereden alabilirim? Tıkla !

Bu kitabı okumuş muydun? Yorum Yap ! Düşüncelerini Paylaş