Nun Masalları

Yazar : Nazan Bekiroğlu
Sayfa Sayısı : 160
Yayınevi : Timaş Yayınları

Birbirinden çılgın on iki hikaye…  Hele ki Enderun Ağasına aşık ve aşkından bitap bir genç kalfa; genç kalfaya olan aşkı kendisine tüm ülkede ünlenecek şiirler yazdırtan bir mezarlık bekçisi ve dertlere deva gizemli bir lalenin hikayesi var ki!

“Geceleri gündüze çeviren bir ziya, diye tekrarladı içinden kalfa. Gündüze çevrilecek olduktan sonra geceler daha neye yarar ki? ” (s. 51)

Çok esrarengiz başlıyor kitap; bir Osmanlı İstanbul’unda rasathanede görevli olmasına rağmen hattatlığa meyyal biri ile padişahın efsunlu diyaloglarıyla. Sayfalar su gibi akıp gidiyor devamında. Yarısına kadar bu akış insanı inanılmaz sürüklüyor yazarın hayal dünyasında. Ancak yarısını biraz geçince, kitabın hem gizemi hem de farklılığı artıyor.

“İlk sahifeden son sahifeye kadar yazacağım ki, ey dört asır sonrasının bizim olan insanı! Biz vardık. Biz yaşadık, duyduk ve kanat açtık. Fırtınalar vardı. Denizler dalgalandı, duruldu denizler. Biz aşka ağladık, ölüme de. Kederi tanıdık. Nihayetinde varabildiğimiz yerler olduğunu zannettik. Biz acı çektik, ne sular aktı. ” (s. 116)

Farklılığın arttığı bölüm için kişiden kişiye olumlu olumsuz değerlendirmesi yapılacaktır zannımca. Zira bu bölümlerde cümleler, insanı düşünce dünyasında sarp bir köprüye itiyor. Yazar noktaları koyuyor; sizse rotayı kendiniz çiziyorsunuz. Ancak gizemi de artıyor dedik ya; sis soğukluğu gibi bir serinlik ve yine sis kadar yoğun bir öngörülemezlikle..  

“Padişah kır bir atın üzerinde göründü. Dilekçelerini vermek isteyenler yanına koştular. Bunların bir kısmı başlarının üzerinde yanan bir meşale tutarak, eğer adaleti yerine getirmezse kıyamette bu meşale gibi yanacağını ima etmek istiyorlardı.” (s. 13)

Bir bölümdeyse, Nigar Hanım (yazarın Doçentlik tezinin konusu olan bir kişidir aynı zamanda) kâh kendi adıyla kâh“sevgili” ismiyle yer alıyor. Günümüz ile Nigar Hanım’ın dönemini bir araya getirip sohbet ediyor yazar; aynı kütüphanedeymişçesine; ama onunla hiç konuşmadan; onu kendince konuşturtarak.

“Artık sonsuzluğun ve gerçeğin ve mutlak olanın çok sancılı ve uzun bir yol neticesinde bulunabileceğini biliyorum. Hatta sonsuzluğun belki sadece aramak olduğunun, sadece arandığı zaman var olduğunun farkındayım.” (s.43)

Nigar Hanım ile ilgili de konuşmamız şart. Şöyle ki; sekiz dil bildiğini, evinde döneminin (1856-1918) birçok ünlü yazarını toplayıp edebiyat söyleşileri düzenlediğini ve zamanının en önemli kadın şair ve yazarlarından birisi olduğunu belirtmeden atlayamayız değil mi?

“Nigar Hanım romanım değil hayatım olmuş olmalısınız, çünkü sonunuz yok.” (s.148)

Özellikle şu çok net söylenebilir ki, duyguların inceliğinden ve ifadelerin naifliğinden bir kadın eli narinliği hemen hissediliyor kitapta. Bu narinliğin içinde sizi duraksatmadan sözcük hazinenize katılacak yeni kelimeler de mevcut. Velhasıl hafif de olsa duygudan bahsedilmesinden sıkılıyorsanız orasını bilemeyiz; ancak öyle biri değilseniz sizin için kesinlikle tavsiye edebileceğimiz bir kitap.

Bak işte! Bir kitap daha bitti. Ne yapsak; gülsek mi ağlasak mı acaba? O zaman vedamızı ilk yazımızda da söylediğimiz o son sözümüzle yapalım:

Bir Elfida’nın zamanını feda edebileceği yegâne şey değil midir okumak? O zaman büyük hayaller ve sıcacık yudumlarla diyelim. Hürmetler muhabbetler efendim…

Kitapmetre – En ucuza nereden alabilirim? Tıkla
3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.