Bunlar Da Mı İnsan

Daha önceki yazılarım olan 

SemerkantAnaTohum, 

Bir Mabed İşçisiRuh Adam, Resimde Görünmeyen,

Aylak Adam ve İnsan Ne İle Yaşar?

yazılarıma da kitapların ismine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kitabı ön plana çıkaran aslında yazarın özyaşamöyküsü, dolayısıyla öncelikle yazarın bir Yahudi cemaati mensubu olduğunu belirtmek gerekiyor. Nazi döneminin toplama kamplarında yaşam mücadelesi verdikten sonra özgürlüğüne kavuştuğu zaman kaleme alıyor bu kitabı. Yahudilere yönelik yapılan zulümlerle namını salmış Auschwitz kampında yaşadıkların anlatıyor. Özyaşamöyküsünü ele aldığı kitaplarla ünlenen yazar bu kitabında Nazi toplama kamplarının sisteminin niteliklerini, kamptaki tutsakları ve tanığı olduğu işkenceleri ele alıyor. Sanki bir yakınına Auschwitz’e bağlı olan bu kamptaki günlük hayatın nasıl geçtiğini, haftaları ve haftaları takip eden ayları anlatıyor mükemmel bir nesnellikle.



Yargıçlık yerine tanıklığı yeğliyorum. Tanıklığı, uğradığım ve gördüğüm şeylerin tanıklığını üstlenmek durumundayım. Benim kitaplarım, birer öykü kitabı değildir. Onları yazarken yalnızca doğrudan deneyimim olan olayları aktarmaya, daha sonra kitaplardan ya da gazetelerden öğrendiklerimi dışta bırakmaya büyük bir özen gösterdim.

Kampta yapılan işkenceleri ve bunların gerek kendisinde gerekse diğer tutsaklarda bıraktığı izleri aktarıyor. Kimi zaman dönüp ‘’Acaba deney amaçlı kampa girdi de kamptaki hayatı mı gözlemliyor?’’ sorusunu soruyorsunuz kendinize; çünkü hem mağduru hem tanığı olduğu zulümleri aktarılabilecek en objektif yaklaşımla ele alıyor. İnsanın yapı olarak nelere katlanabildiğini görüp, yapılanlara karşı hayretinizi yitirmediyseniz birçok defa kitabın ismi geliyor istemsizce dudaklarınızın ucuna; bunlar da mı insan?

Gecesini, gündüzünü, çalışmasını, yemeklerini ve ihtiyaçlarını anlatıyor bu kitapta. Sadece geçmiş bir hatırayı canlandırmıyor aslında insanın insana neler yapabileceğini, hangi psikolojik süreçlerin insana merhametini yani bir bakıma insanlığını kaybettirebileceğini gösteriyor kitapta. Korkuyor bir başka zamanda yine benzer hadiselerin vuku bulmasından.

Bu savaşım, savaşa yol açabilir; ancak Auschwitz’in savaşla hiçbir ilgisi yoktur, onun bir bölümü değildir, onun aşırı bir biçimi değildir. Savaş her zaman korkunç bir olgudur. Kınanması gereken bir şeydir, ancak içimizdedir, bir rasyonelliği vardır, savaşı anlarız. Nazi nefretinde ise rasyonellik yoktur: içimizde olmayan bir nefrettir, insanın dışındadır, faşizmin ölümcül gövdesinden doğmuş zehirli bir meyvedir ancak faşizmin de dışında ve ötesindedir. Onu anlayamayız; ancak nereden doğduğunu anlayabiliriz, anlamalıyız da ve tetikte olmalıyız. Anlamak olanaksızsa da bilmek gereklidir; çünkü olan şey geri dönebilir. Vicdanlar yeniden yoldan çıkartılıp karartılabilir.

Ümidini yitiren insanları, her şeye rağmen bir tutamak bulup hayatla mücadele eden azimli tutsakları, hastalıktan dolayı yapabileceği hareketlerde ne kadar efor sarf edeceğini hesaplayan aciz insanları görüyorsunuz kampta. Bir mücadele serüveni aslında: Nazi SS’lerine, açlığa, susuzluğa, çetin iklim şartlarına yani doğaya karşı verilen mücadeleler ve bir çoğunda yenik düşen insanlar. Ölümleri yazıyor çok defa; insanın arkadaşına, yatağına kadar uğrayan ve yakınlığını hissettiren ölümü anlatıyor ve ölümle mesafenin ne kadar dar olduğunu anlatıyor. Hem fiziksel hem de manevi şiddeti ele aldığı bu kitapta şahsi nefretini yahut intikam duygusunu yansıtmıyor çünkü gerçekle yüzleşmek ve yüzleştirmek istiyor herkesi.

 

Ama ben bir faşist değilim. Ben ilerlemenin üstün araçları olarak akla ve tartışmaya inanıyorum, bu yüzden de nefretin karşısına adaleti koyuyorum. Tam da bu nedenden, bu kitabı yazarken bilerek, kurbanın yakınan dilini ya da öç almak isteyen kimsenin öfkeli dilini değil, tanığın sakin ve ağırbaşlı dilini kullandım.sözümün ne kadar nesnel görünür ve ne kadar az hırs bürünmüş olursa, o kadar inanılır, o kadar yararlı olacağını düşünüyordum; tanık ancak bu yolla yargıyla ilgili görevini yerine getirmiş olur. Onun görevi yargıca zemin hazırlamaktır. Yargıç sizsiniz.

 




Kitabın sonunda kendisiyle yapılan bir röportajı ek olarak sunuyor ve bu özyaşamöyküsünü neden kaleme aldığını, kitabın yankılarını ve muhataplarını mükemmel bir biçimde işliyor. Bu bölümde kendi yaşamöyküsünden sıyrılıp, resme uzaktan bakmamızı ve bu tarz hadiselerin hangi dönemlerde, hangi yönetimlerin emri altında hangi amaç ve araçların kutsallaştırılıp uygulamaya koyulacağından bahsediyor. Böyle zulüm dönemlerinde insanların sessizliğini, kamplarda neden kitlesel isyanların olmadığını, Nazilerin Yahudilere duyduğu fanatik nefretin nasıl açıklanacağını anlatıyor tek tek.

Kitabı kimler okumalı diye soracak olursanız herkes okumalı bir an önce derim: Çünkü kitap kişiye kendisini tanıtıyor. Bir diktatör kıyafetiyle neleri hayal edebileceğini ve bir mağdur olarak ne kadar çetin zulümlere maruz kalabileceğini gösteriyor örnekleriyle. Dolayısıyla okumayı bilen herkes okumalı bu kitabı özel bir muhatap kitlesi yok. Her insan muhatabı sayılır bu kitabın her insan “bunlar da mı insan” yakınmasında bulunmadan evvel okumalı.

Kitapmetre – En ucuza nereden alabilirim ? Tıkla
4

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.