Boğulmamak İçin

Daha önce bu sitede sizlere Nun MasallarıSerbest Piyasa ve GüvenlikTatsız Bir Olay ve Osmanlı Barışı kitaplarını tanıtmıştım. Onlara da üzerilerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Selam! Düşünceye, sevgiye, inanca, fikre, okumaya ve bilime samimi bir selam! Öncelikle hürmet ve muhabbetlerimizi arz ederiz. Bugün sizlerle çılgın bir kitaba merhaba diyeceğiz: Boğulmamak için!

   Hindistan’da doğan bir İngiliz… Aristokrat bir aile… Kaliteli bir lise eğitiminden sonra üniversiteye devam etmeyip İngiliz sömürgesi olan Myanmar’da 5 yıl polislik ve orada acımasız uygulamalara şahitlik. Hayranı olduğu Jack London’a özenip Londra’nın en sefil mahallelerinde bir ve Paris’de de iki yıllık acınası bir yaşam. Aç kalma, para çaldırma ve bulaşık yıkayıp bir tas çorba için kilise önünde kuyruğa girme. Dayanacak güç kalmadığında ailenin yanına dönüp gördüklerini yazmaya başlama. İspanya iç savaşında Franco’ya karşı savaşma ve gırtlağından mermi yiyip ağır yaralanma. İngiltere’ye dönüp gazeteci olma ve tüberküloz nedeniyle noktalanan 47 yıllık ömrün meyvesi 16 kitap. George Orwell! Gerçek ismiyle Eric Arthur Blair.


Editör Notu: Reklamlara tıklayarak bize destek olabilirsiniz. 🙂
   Hızlı bir girişle ifade edersek kitabımız olayı az, durum ağırlıklı bir tasvir tablosu. Yazar aktarmak istediği sesi, kokuyu, ışığı, yeşili ve maviyi hayalinizde resmedebiliyor. Bu konuda hakkını vermek gerekir.

  Araba rölantideyken ona arkadan baktığınızda Hawaili kızların hula hula dansını izler gibi oluyorsunuz. (s. 179)

  Kitabımız, zihnimizde orta yaşlı, eğlenceli ve şişman olarak canlanan bir kocanın geçmişi ile geleceği arasındaki umut, hayal, gerçek ve korkularını işliyor.

   1930’da şişmanladım galiba. Bir top güllesi isabet etmiş de içimde kalmış gibi birdenbire oldu sanki. Nasıl olduğunu bilirsiniz. (s.157) 

   Yazarın, bu kitabında sezilen asıl ustalığı tasvirlerindeki garip ama hoşumuza giden sıradışılıklarda göze çarpıyor. Çoğu yerde gülümsediğinizi fark ediyorsunuz.Örneğin eşi için kullandığı ifadeye bakın;

    Hilda’ya gelince, bombalar yağarken bile tereyağının fiyatı için tasalanacaktır o. (s. 247)

  Hele Oxford Üniversitesi’nin kültürünü tasviri ise gerçekten mükemmel;

  Ayrıca kitap, şiir ve Yunan heykelleri dışında hiçbir şeyin öneminin olmadığı, Gotlar’ın Roma’yı yağmalamasından sonra yaşanmış hiçbir şeyin sözünü etmeye değmediği şu kaliteli Oxford ortamı… (s.165)

  Kitabın birçok yerinde yazarın, hayatın stop tuşuna bastığını, kendisinin ve insanların ne yaptığına dair sessiz bir beyin fırtınası yaptığını görüyoruz. 

  Peşinde olduğun neyse kovalamayı bırak! Sakinleş, soluklan, iliklerine biraz huzur dolsun. Faydası yok. Buna yanaşmıyoruz. Aynı ahmaklıklara devam edip duruyoruz. (s. 182)

  Bir çiçeğe bakıp madenciyi anabiliyor, toprağa gözü çarpınca buluta teşekkür edebiliyor yazar.

Herhangi birimizin çuhaçiçeği toplamaya vakti varsa bu, madenlerde ciğerleri çıkana kadar öksüren adamlarla daktilolarda parmak çürüten kızların sayesinde. (s. 182)

Kimsenin sormadığı ama duyunca da “Harbi ya?” dediği sorular soruyor. Maharet de iyi soru sormakta değil mi? 

Hepimiz niye böyle lanet birer aptalız, merak ediyorum. İnsanlar budalalık uğruna onca vakit harcayacaklarına niye dolaşıp etrafına bakmıyorlar? (s. 181)

  Birçok sorusunun cevabını da yine can alıcı şekilde, nokta atışı veriyor.

  Etraftaki birçok insanın belki de ölmüş olduğu o an kafama dank etti. Belki insan asıl beyni durunca ölüyordu, yeni bir düşünceyi idrak etme gücünü yitirince. (s. 176)

  İkinci dünya savaşının ayak seslerinin duyulduğu dönemde savaşla ilgili çıkarımlarıysa enfes;

Bugünlerde fikir sahibi herkes korkudan kaskatı kesiliyor. Peki kim savaştan korkuyor? Bir başka deyişle, kim bombalardan ve makineli tüfeklerden korkuyor? Sen! diyorsunuz. Doğru, ben korkuyorum, onları görmüş olan herkes korkar. (s. 165)

   Savaş, savaş bitince bitmez demeye getiriyor; sürer artık bir zaman daha karanlığın aydınlanması!
   

Fakat asıl önemli olan savaş değil, savaştan sonrası, içine batacağımız dünya; nefret dünyası, slogan dünyası. Paramiliter üniformalar, dikenli teller, kauçuk coplar. Ampullerin gece gündüz yandığı gizli hücreler, sizi uykunuzda izleyen dedektifler. Geçit törenleri, üstünde devasa yüzlerin olduğu posterler ve sağır olana, ona sahiden taptıklarına inanana kadar Lider’e tezahürat yapan milyonlarca kişilik kalabalık – ama bu arada içten içe ondan kusacak kadar da nefret ediyorlar-. (s.165)

Savaşın ufukta belirmesi bile sanata, insanlığa verilen önemi azaltıyor demeye getiriyor herhal.

Hepsi bana palavra geliyordu. Şiirmiş! Nedir şiir? Alt tarafı bir ses, havada küçük bir girdap. Bir de – Tanrım! – makineli tüfeklere karşı ne faydası olabilir? (s. 176)

   Aman Allah’ım! Hele de bi düşünce kendini itiraz dinlemez ve ezici bir şekilde propagandaya dönüştürmüşse diyor yazar; ne kadar da sıkılırsınız sığlıktan ve bayağılıktan!



Editör Notu: Reklamlara tıklayarak bize destek olabilirsiniz. 🙂
  

  Bir insanın size laterna gibi saat başı propaganda üfürmesi dehşet bir şey. Tekrar tekrar aynı şeyler. Nefret, nefret, nefret. Hadi, hepimiz bir araya gelelim ve bir güzel nefret edelim. Durmamacasına. Kafatasınıza bir çekiç girmiş de beyninize beyninize vuruyor gibi.” (s.164)

  Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, bir kitapta entrika, macera ve heyecan olmalı diyorsanız “Boğulmamak İçin” size çok hitap etmeyebilir. Ancak böyle bir takıntınız yoksa çayınızı şimdiden hazır edin. Çünkü duyguyu hissetmek için oyuncuların mimiklerine ihtiyacınız olmayacak.

  Eh, insan değil mi sonuçta; kah büyük görünür kah küçük düşer; ama hep aynı toprağa gömülür. Ve yine insan bu; okumakla filizlenir, düşünmekle serpilir. Okumak ve düşünmek aşkına yine bir Elfida kapanışı yapalım:

Bir Elfida’nın zamanını feda edebileceği yegâne şey değil midir okumak? O zaman büyük hayaller ve sıcacık yudumlarla diyelim. Hürmetler, muhabbetler efendim…

 

 

10

Boğulmamak İçin” için 5 yorum

  • 22 Ekim 2017 tarihinde, saat 14:27
    Permalink

    Bol alıntılı yazınızı beğendiğim gerçeğini itiraf etmeliyim. Elinize sağlık…

    Yanıtla
  • 23 Ekim 2017 tarihinde, saat 16:14
    Permalink

    George Orwell zaten kendini ispatlamış bir yazardı gözümde. Bu muazzam inceleme “Boğulmamak İçin” kitabını da listeme koydurmayı başardı. Teşekkürler.

    Yanıtla
  • 29 Ekim 2017 tarihinde, saat 13:35
    Permalink

    1984 ve Hayvan Çifliğinden sonra merak ettiğim bir kitap. Alıntılar güzel olmuş.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.