Beş Şehir

Daha önce bu site sayesinde sizlere SemerkantAnaTohumBir Mabed İşçisiRuh Adam, Resimde GörünmeyenAylak Adam, İnsan Ne İle Yaşar?Bunlar Da Mı İnsan, Konuşmalar ve Kesin İnançlılar kitaplarını tanıtmaya çalıştım. O yazılarıma da kitapların ismine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Sıradan bir gezi yazısı değil elimizdeki Beş Şehir. Başlı başına bir cerrahi müdahale bence; masasına hatıraların, yaşanmışlıkların olduğu beş farklı şehri yatıran ve eline tarih, din, sosyokültürel yapı gibi neşterleri alan bir cerrah olarak çıkıyor karşımıza Tanpınar bu eseriyle.

Sırasıyla Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’u anlattığı ve dili muazzam bir akıcılıkta kullandığı bir eser Beş Şehir. Şehirlerin önemli gördüğü tarihi fonksiyonuna değiniyor ilkin şehrin kapısında adeta künyesini okuyor şehrin. Fakat bunu şehir rehberi sunma gayretiyle değil, kendisini etkilediği noktalara temas ederek devam ettiriyor anlatımını. Şehirlerde ilk bulunduğu dönemde hissettiği manevi havayı aktarıyor ve sonrasında tekrar uğradığı bu şehirlerde aynı hisse kapılamamış olmanın acı tadını tattırıyor. Yani söz konusu beş şehir bizim bildiğimiz illerden ziyade Tanpınar’a kendini aksedişleriyle yaşıyor kitapta. Özellikle şehirlerin manevi havasını, türbelerini, giyim kuşamlarını bir özlem ifadesi olarak sunuyor okura.



Editör Notu : Reklamlara tıklayarak bize destek olabilirsiniz.
Bırakın kitabın yazıldığı dönem ile günümüz arasındaki farklılıkları, Tanpınar kendi hayatında sonradan uğradığı zaman dahi ki bu zamanlar 1950 öncesidir, ilk büyülü atmosferlerini kaybettiğini aktarıyor. Peki bütün büyüsünü kaybettiyse “neden bir okur bunu okuma ihtiyacı hissetsin?” derseniz ;aslında kitabın vermiş olduğu mesajı günbegün yaşıyoruz ve büyük bir kısmımız bunu dile dökemediği için özlem ve hasret olarak kalıyor bizde. İşte bu duygunun kaleme dökülmüş halidir bu kitap. Malzemesi ise bireysel anlamda herkesin kendi içinde büyüttüğü, başkasının başına gelmediğini düşündüğümüz türden bir duygu değil, az çok birçoğumuzun temas ettiği, somut beş gerçekten, şehirlerden yola çıkarak yapıyor bunu.

“Bir çok güzellikler insana kainatın eşi veya eşiti oldukları vehmini verirler. Onlarla karşılaştığımız zaman bizde büyük, kendi kendine yetebilecek bir hakikat karşısında imişiz hissi uyanır” derken aslında şehirden ziyade insana bakan yönünü ele alıyor Tanpınar.

Geçmişe olan özlemin ve geleceğe dönük iştiyakın arasında kalan insanı, adeta iki kutbundan da çekilmek suretiyle dengede kalan mıknatıs misali, insanın çıkmazını ele alıyor.

Heyhat ki yaldızlı tavandan, gümüş eşyadan ve geçmiş zaman hatırasından çok çabuk bıkılıyor. Hayır muhakkak ki bu eski şeyleri kendileri için sevmiyoruz. Bizi onlara doğru çeken bıraktıkları boşluğun kendisidir. Ortada izi bulunsun veya bulunmasın, içimizdeki didişmeden kayıp olduğunu sandığımız bir tarafımızı onlarda arıyoruz.

Tanpınar şark-garp dengesinde arzuların ne kadar garba yakın olduğunu üstü kapalı belli etse de bizi besleyen dinamiklerin şark olduğuna ve bunları kültür olarak hatırlamaktan ve sevmekten geri duramayacağımıza değiniyor kitap boyunca, büyük bir parantez içinde.

Tanpınar’ın kendi döneminde yaşadığı bu değişimlere karşı duran ruh halini bizzat kendimiz de yaşadıklarımız içerisinde farklı örnekler fakat aynı duygularla ifade edildiğine şahit oluruz. Dolayısıyla kitabı okurken bahse konu beş şehri aşan bir hayal gücüyle sık sık kendi geçmişine, kendi şehirlerine uğrayıp gelmeli okur. Aksi halde kitabın vermek istediği duyguyu yakalayamaz ve bir deprem sahnesi izliyor gibi büyüyen ve yıkılan beş şehre şair olur okuyucu. Yıkılmak derken bütün muhtevasını yitirdiğini söylemek istemiyorum fakat hayal dünyasındaki büyüyü bozan ufak bir sarsıntı bile o güzelim örüntüyü harap hale getirebilir korkusuyla yazıyorum hislerimi.

Somut olarak kitaba dönecek olursak kitabın yarısını İstanbul’a ayırmış yazar. Hak etmediğini söyleyecek yoktur sanırım.

Her İstanbullu az çok şairdir, çünkü irade ve zekasıyla yeni şekiller yaratması bile, büyüye çok benzeyen bir muhayyile oyunu içinde yaşar.

Diliyle beraber hayalinde büyüttüğü şehri süslemeye, yaldızlamaya devam ediyor yazar.



Editör Notu : Reklamlara tıklayarak bize destek olabilirsiniz.
Şehirlerdeki güzele olan meylin, insanın tabiatının gereği olduğu aşikar fakat güzelin, daha da güzel kılan bir üslupla sunulması ona muhayyilede çok farklı bir yer ayırtıyor okurda. Özellikle bu beş şehri gezmişseniz kitap çok daha farklı kapılar açacaktır size. Çünkü mevkiyi anlatırken manevi havasını aktarıyor bir nevi ruhunun resmini çiziyor. Gerçek resmine de aşina iseniz adeta görme duyusunda bir izdivaça şahit oluyorsunuz.

Kitabın dili süslü fakat zorlama değil ahenk katan bir üslupta. Kitap için geç kalınmış değil, ne kadar geç okursanız o kadar iyi bile diyebilirim çünkü değişen ve sizde eski atmosferini muhafaza etmeyen şehirlere, ortamlara şahit oldukça kendinizi bulacağınız bir kitap olacağı kesin. Fakat yine de şimdiye kadar ki tecrübelerinizi test edebilirsiniz. Tatlı bir tebessüm bırakması dileğiyle..

En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede ve nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet’ten daha keskin bir ‘olmak veya olmamak’ davası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha yakından sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kafidir.

3

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: