Aylak Adam

Yazar: Yusuf Atılgan
Sayfa Sayısı: 164
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Daha önce tanıttığım

 SemerkantAna

Tohum, Bir Mabed İşçisi

Ruh Adam, Resimde Görünmeyen

yazılarıma burdan ulaşabilirsiniz.

 

Kendini arayan bir karakterle karşı karşıyayız. ”C.” olarak adlandırmış kendini,  yani o kadar önemsiz. Kitabın başlarında, karşısındaki ince ayrıntılara dikkat eden bir karakter görüyoruz çok da önemli olmayan bir resimle birlikte. Resim dediğim olağan hayatın kendisi; ev, iş, güç, aile, çoluk çocuk… Samimiyetsiz gelen bir hayat daha doğrusu C. için. İşte bu yalnızlık onu farklı bir eş arayışına itiyor. ”Ben varsam benim de bir benzerim vardır elbet.” düşüncesinde. Bu yalnızlık C.’yi alkolik, miras kalan evlerin kirasıyla geçinen aylak bir adam olarak çıkarıyor karşımıza. Bildiğimiz genel geçer idealleri yok C.’nin , farklı bir kişilikle tanışıyoruz açıkçası.



İlk zamanlar bir kaç kadınla tanışıyor; ”Acaba aradığım bu mu?” tereddüdüyle anlamlandırmaya çalışıyor bu arayışını. Fakat dedim ya farklı bir eş arıyor kendisi gibi. Dolayısıyla tanıdıkları da herkesin felsefesine, herkesin hayattan beklentisine sahip, yani uyuşmuyor bizim aylak adamla. Böyle olunca aniden kesiyor bu ilişkilerini. Ataerkil aile yapısını sevmiyor ve bunun arayışında olan kimselerle birlik kurmak istemiyor haliyle. Daha doğrusu birlik dediğimiz müesseseye de, yani evlilik kurumuna da normal bakmıyor. Felsefe farklılığı diyelim biz, bambaşka bir arayış içinde bir aylak adam.

 

SustuKonuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.

Roman böyle ilerlerken anlatım dikkatinizi çekiyor çünkü iç konuşmalar var çoğunlukla. Gereksiz ayrıntılar, saçma sapan düşünceler ve aklın bir kenarında kalmış tortularla benzerlik kuran ve bunu dışarı kusmaktan çekinmeyen bir tip. Çok iğrenç kimseler olduğumuzu, samimiyetimizi sorgulayarak ortaya çıkarmaya çalışıyor aslında.

Sonlarına yaklaşıyoruz kitabın, buluyor mu bulamıyor mu aradığı bir eş? Teğet geçiyor diyelim, her seferinde teğet geçiyor. Ama aramak gerektiğini ve kimseye de bunu anlatmak, açıklamak zorunda olmadığını belirterek bitiriyor romanı. Yalnızlık işleniyor romanda. Tutamak arıyor, tutunacak bir dalı olmayınca aylak oluyor çünkü insan.



 

Aylaklardan çok aylak adaylarına sesleniyor belki de; nasıl bir felsefe bekliyor onları, ona değiniyor bir fasıl. Ara ara hak veriyor insan, ne kadar anlamsız varlıklar olduğumuza çokça değindiği için. Ama yine de elinde tutamağı olanlar bırakmasın dedirtiyor insana. Karamsar bir tablo çiziyor yarını olmayan bir düşünce içinde ve bu yolla tutamakla mesafesini belirliyor insanın. Kıymetini fark eden daha bir sıkı sarılırken karakteri haklı bulanlar bırakıyor ne varsa avucunda. Bırakılmayacak tutamaklara sahip olanlara daha sıkı tutmayı, tutamağı olmayanlara da tutamak bulmayı ümit ettirir diyerek iyi okumalar diliyorum.

 

Kitapmetre – En ucuza nereden alabilirim ? Tıkla

 

1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.